Kılıçdaroğlu, Gaziantep’te: “Nurdağı’ndan Söz Veriyorum.

Haber: MAHİR BAĞIŞ/ Kamera: FATİH NAZIM EFE

CHP Genel Başkanı, Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu; “Politikacı gidip zenginleşiyorsa, bilin ki malı götürüyordur. Malı götürmesine izin vermeyeceğim. Nurdağı’ndan söz veriyorum. O 418 milyar doları sizin için alacağım, sizin için toplayacağım, sizin için getireceğim. Diyorlar ki, ‘nasıl alacaksın bu parayı, onlar gittiler.’ Dünyanın neresine giderlere gitsinler o parayı getireceğim. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını kimseye yedirmeyeceğim. Herkes böyle bilsin” dedi. Kılıçdaroğlu, ayrıca; “Bütün depremzede kardeşlerime; evi, dükkanı, ahırı, apartmanı yıkılan herkese, Nurdağı’ndan söz veriyorum. Bu binaların tamamı yapılacak, beş kuruş para alınmayacak. Yıkılan kimin eviyse, ahırıysa, binasıysa tamamı yapılacak anahtarı teslim edilecek, beş kuruş para alınmayacak” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, deprem bölgesi Gaziantep’te düzenlenen “Millet Buluşması” programına katıldı. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından önce şunları söyledi:

“Bu saatler, CHP grubunun Ankara’da toplandığı ve Sayın Genel Başkanımızın, milletvekillerimize hitaben grup toplantısını yaptığı saatler. Ancak Sayın Genel Başkanımızın 13. Cumhurbaşkanı olarak ilan edildiği gün Meclis kürsüsünden grubumuza veda etmiş ve o gün milletimize verdiği sözde olduğu gibi, bugün milletin vekillerine değil milletin kendisine hitap etmek ve milletin kendisiyle kucaklaşmak için bugün Gaziantep’teyiz. Nurdağı’ndayız. Hepiniz hoş geldiniz. Bilindiği gibi 6 Şubat tarihinde Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan’da peşi sıra yaşanan deprem felaketiyle bugüne kadar açıklanan resmi rakamlara göre 50 binin üzerinde vatandaşımız hayatını kaybetti. Nurdağı’nda da yine resmi rakamlarla 2 bin kaybımız var. Milletimizin başı sağ olsun, hepimizin başı sağ olsun.

Grup toplantılarımızda milletvekillerimiz oluyor. Yaşanan büyük acıdan sonra CHP grubunun tüm milletvekilleri deprem bölgesinde ilk günden bugüne kadar görev yaptılar. Bugün de halen Nurdağı’nda grubumuzdan 8 arkadaşımız görev yapmaktadır. Onlar bugün milletvekillerimizi temsil ediyorlar. Burada Antalya ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlarımız var. İlk günden bölgeden elini çekmeyen CHP’li belediyelerimizi temsil ediyorlar. Ancak hem sayın Ekrem İmamoğlu’nun hem de sayın genel başkanımızın 14 Mayıs tarihinden sonra Nurdağı, Gaziantep’e ve Türkiye’ye verecekleri bambaşka hizmetler var. Yıkıldık, Nurdağı yıkıldı. 10 ilimiz yıkıldı, ekonomimiz yıkıldı, eğitim sistemimiz yıkıldı. 14 Mayıs’tan sonra yıkılmaz bir Türkiye’yi inşa edecek olan Millet İttifakı’nın Genel Başkanlarını, Cumhurbaşkanı yardımcılarımız Ekrem İmamoğlu’nu ve Mansur Yavaş’ı bir kez daha sevgiyle, saygıyla kucaklıyor 13’üncü Cumhurbaşkanı adayımız sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu kürsüye arz ediyorum.”

Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklaması şöyle:

“Hiç endişe etmeyin, söz verdim. Yine söz veriyorum: Bu ülkeye sevgiyi, bu ülkeye barışı, bu ülkeye hoşgörüyü, bu ülkeye kardeşliği, bu ülkede birlikte yaşamayı; yediden yetmişe beraber olmayı, kardeş olmayı, tasada ve kıvançta beraber olmayı sağlamak için yola çıktım. Hepinize kocaman yürek dolusu sevgi, saygı sunuyorum. Arkadaşlarım başlarken yaşanan dramı anlattılar. Evet büyük bir dram yaşadık. 50 binin üzerinde resmi rakamlara göre can kaybımız var. Dolayısıyla hem yaraları sarmak hem sizlerle beraber olmak için bugün Nurdağı’ndayım. Aramızda milletvekili arkadaşlarım var, Belediye Başkanı arkadaşlarım var ama iki Büyükşehir Belediye arkadaşımız da burada, Muhittin Böcek Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız. İkisine de yürekten teşekkür ederim.

“BAŞKA YERLERDE DE DEPREM OLUYOR AMA HİÇBİR ZAMAN 50 BİN KİŞİ HAYATINI KAYBETMİYOR”

Birazdan ayrıntılara gireceğim. Depremin ikinci günü buradaydım. Hava soğuktu, arkasından diğer illere gittim. Akşam saatlerinde, gecenin ilerleyen saatlerinde Hatay’a ulaşmıştık. Yaşanan tabloyu gördüm, dramı gördüm. Can kayıplarını, soğukta enkazın altında kalan insanları, kurtarmak için çaba harcayan insanları gördüm. Eli kolu bağlı, kamu görevlilerini de gördüm. Böyle bir deprem olabilir mi? Olabilir. Ama bir şekliyle bizim her türlü hazırlığı yapmamız lazım. Başka yerlerde de deprem oluyor. Ama hiçbir zaman 50 bin kişi hayatını kaybetmiyor. Binaların sağlam olması lazım, fay hatlarının bilinmesi lazım. Önceden planlanması lazım, her türlü alt yapının oluşturulması lazım. Bütün bunlarla ilgili biraz sonra size biraz da ayrıntılı bilgi vereceğim.

“BERABER AYNI ŞARKILARI SÖYLEMENİN, AYNI TÜRKÜLERİ SÖYLEMENİN YOLUNU YORDAMINI BULMAK ZORUNDAYIZ”

Değerli arkadaşlar, çok acı çekiyoruz. Emin olun sizlerin çektiği acıyı Türkiye’de hepimiz çekiyoruz. 85 milyon aynı acıları yüreğimizde hissettik. Dolayısıyla tasada ve kıvançta beraber olmak, zor günlerde beraber olmak, mutlu günlerimizde beraber olmak hepimizi bir araya getiren özel bir duygudur. Bu duyguya biz millet diyoruz. Millet olmanın, bir arada olmanın, birlikte yaşamanın en güzel taraflarından birisi de budur değerli arkadaşlarım. Her çocuğun karnının doyduğu bir Türkiye, her evde huzurun olduğu bir Türkiye, esnafın rahat ettiği, çiftçinin aldığı ürünün karşılığını rahatlıkla satabildiği, evine akşam tarlada çalıştıktan sonra huzur içinde döndüğü, fabrikada çalışan işçinin işini bitirdikten sonra evine huzur içinde döndüğü, bir gelecek beklentisi bir umudu varsa, o umudu o hayali büyütmek istediği bir Türkiye’yi ben de düşlüyorum. Böyle bir Türkiye olsun istiyorum. Hiç kimse ne kimliğinden ötürü ne inancından ötürü ne yaşam tarzından ötürü ötekileştirilmesin. Biz beraberiz, bir milletiz. Biz güçlüyüz; Kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, genciyle hep beraber olmalıyız. 85 milyon beraber olmalıyız. Bir çocuğumuz açsa bilin ki 85 milyon açtır o gün. Birimiz hastaysak bilin ki 85 milyonumuz o gün hastadır. Dolayısıyla beraber olmanın, birlikte olmanın, beraber aynı şarkıları söylemenin, aynı türküleri söylemenin yolunu yordamını bulmak zorundayız.

Çok ayrıştık, çok kutuplaştık. Türkiye’nin buradan çıkması lazım. Niye kutuplaşıyoruz, neden ayrışıyoruz? Sonuçta akşam önümüze bir sofra geliyor. Sabah bir kahvaltımız var. İsteriz ki herkesin karnı doysun, isteriz ki her anne çocuğunu güler yüzle okula gönderebilsin. İsteriz ki her anne üniversiteye gönderdiği çocuğun mezun olduktan sonra güzel bir iş sahibi olmasını beklesin ve bu emeli gerçekleşsin, en büyük arzumuz budur, bunun olması lazım. Bu olmadığı takdirde büyüyemiyoruz, gelişemiyoruz, işsizlik sorununu çözemiyoruz. Pek çok sorunla cebelleşip duruyoruz. Bunları aşacağız, beraber aşacağız, birlikte aşacağız. Söz veriyorum beraber, birlikte bütün sorunlarımızı aşacağız. Bunun sözünü veriyorum size…

“SARAYLARDA GÖZÜM YOK”

Saraylarda gözüm yok. Sizler gibi yaşamak istiyorum, zaten sizler gibi yaşıyorum. Öyle lüksle, büyük idealler falan yok. Bireysel olarak hiçbir idealim yok ama bu toplumun ayağa kalkması lazım. Bu toplumun büyümesi lazım, bu toplumun gelişmesi lazım. Küçük ayrıntılarda boğulmaması lazım, büyük ideallerin peşinde koşan bir Türkiye’yi hayal ediyoruz. Ortadoğu’nun, Akdeniz’in en güçlü ülkesi Türkiye olabilir. Önünde hiçbir engel yok, siyaset kurumundan başka hiçbir engel yok. Biz büyümek, gelişmek, istihdam yaratmak, sadece kendimiz için değil bütün mazlum milletlere örnek olmak istiyoruz. Biz geliştikçe onlar da gelişeceklerdir. Bizim demokrasi kültürümüz arttıkça onların da demokrasi kültürü artacaktır. Tıpkı Milli Kurtuluş Savaşı’nda verdiğimiz mücadele gibi… Milli Kurtuluş Savaşını verdik, bütün mazlum ülkeler de milli kurtuluş savaşını verdi. Biz Cumhuriyetimizi kurduk bütün mazlum ülkeler de Cumhuriyetlerini kurdular. Onların gözü bizim üzerimizde, onlar Türkiye’ye bakıyorlar. Türkiye’nin büyümesine, gelişmesine bakıyorlar. Bunu hep beraber sağlayacağız. Güveni sağlayacağız, huzuru sağlayacağız, sofralarda bereketi sağlayacağız, bunu yapmak zorundayız ve siyaset kurumunun halka doğruları söylemesi lazım. Siyaset kurumu halka doğruları söylemiyorsa halkla siyaset arasında ciddi bir güvensizlik oluşur. Bugün siyasetçiye güvenilmiyorsa temel nedeni budur. Bakın bir örnek vereyim, Covid-19 oldu değil mi? Salgın bir hastalık. Resmi rakamları açıklandı ’82 bin kişi hayatını kaybetmiş’ diye… Daha sonra Türkiye’de ölenlerin sayısı açıklandı 200 bin fark ediyor arkadaşlar, 200 bin… En azından izin verin de yasımızı tutalım, acımızı tutalım. Bunu bile çok görenler var. O nedenle yeni bir Türkiye’yi başlatacağız. Yeni bir anlayışı başlatacağız.

“BİZ BERABER OLMANIN BİRLİKTE OLMANIN, ACILARI PAYLAŞMANIN VE SONRA DA MİLLET OLARAK KUCAKLAŞMANIN YOLUNU AÇMAK İSTİYORUZ”

Evet, acıyı yaşadık. Evet deprem oldu. Ben Gaziantep’e, Nurdağı’na Belediye Başkanlarımızın yaptığı yardımları kısaca aktarmak isterim. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız burada, 35 araç, 70 personel, 54 tır insani yardım, 3 mobil mutfak, 1 mobil fırın, 2 bin 800 battaniye, 120 ısıtıcı vesaire gönderdi… Ankara Büyükşehir Belediyemiz, İstanbul Büyükşehir Belediyemiz de burada, 13 araç, 87 personel, 13 tır insani yardım malzemesi, 5 bin 500 battaniye ve pek çok yardım gönderildi buraya… ve biz beraber olmanın birlikte olmanın, acıları paylaşmanın ve sonra da millet olarak kucaklaşmanın yolunu açmak istiyoruz değerli arkadaşlarım.

Can kaybı dışında maddi kayıplar da var. Bina, o dairelerde oturanlar, onların buzdolapları, onların mutfakları, onların koltukları sonuçta onların tamamı yok oldu. Alt yapı, tarım, sanayi, fabrikalar onlar da tamamen büyük bir kısmı yok oldu. Büyük bir kısmı özellikle ahırlar ve hayvancılık yapanlar buradan büyük zararlar gördüler. Beşeri sermaye yani yetişmiş insan gücü deprem olduktan sonra avukatı, mühendisi, mimarı herkes usta başı, herkes bir anlamda deprem bölgesini terk etti. Bunun da büyük bir acı olduğunu ifade etmek isterim.

Depremde yıkılan ve ağır, orta hasarlı bina sayısı 817 bin 48. Hafif hasarlı bina sayısı 1 milyon 657 bin toplam 2 milyon 467 bin 84 bina bir kısmı güçlendirilecek, diğerleri tamamen yıkılacak yeni binalar yapılacak. Söz verildi, dendi ki ‘size süratle binalar yapacağız. Evi yıkılana binalarını yapacağız. 2 yıl ödemesiz 20 yıl taksitle bu binaları size vereceğiz, satacağız.’ dediler. Ben Nurdağı’ndan bütün depremzede kardeşlerime evi, dükkanı, ahırı, apartmanı yıkılan herkese Nurdağı’ndan söz veriyorum, bu binaların tamamı yapılacak beş kuruş para alınmayacak. Allah nasip eder, 15 Mayıs’tan sonra göreceksiniz, geleceğiz. Sarayda oturmayacağız, geleceğiz ve göreceksiniz 15 Mayıs’tan sonra yıkılan kimin eviyse, ahırıysa, binasıysa tamamı yapılacak anahtarı teslim edilecek beş kuruş para alınmayacak. Neden? Bakın sevgili Nurdağılılar sevgili Antepliler, değerli kardeşlerim Anayasa’yı okuyorum. Anayasa madde 57, ‘Devlet şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır.’ Yani diyor ki, plan yapar, program yapar, yer belirler, vatandaşın konut ihtiyacını karşılar. Kim? ‘Devlet yapar bunu’ diyor.

Bir başka konuya geleyim, ev sahibi olan ve evi yıkılan vatandaşa sormak isterim… Bir müteahhit geliyor, binayı yapıyor. Sizin o binadan daire satın almanız ve tapuya gidip imza atmanız için 23 imzaya ihtiyaç var. Bu 23 imzanın tamamı kamuya ait, tamamı… Diyelim ki zemin etüdü yapılacak jeoloji mühendisi imza atmak zorunda, ‘buranın zemini mümkündür’ diye… Yine zemin etüdü için inşaat mühendisi, zemin etüdü için jeofizik mühendisi gelip imza atacak. Mimarı var, harita mühendisi var, şehir plancısı var, inşaat mühendisi, makine mühendisi, elektrik mühendisi… Bütün bunlar tamamı imzalıyorlar. 23 imza atılıyor, sonunda da belediye izni veriyor. Diyor ki, ‘Bu bina sağlamdır, bu bina depreme dayanıklıdır. Bütün araştırmalar yapıldı, hepimiz imzamızı attık ve mesele bitti.’ Siz de vatandaş olarak gidiyorsunuz tapuya, müteahhite gidiyorsunuz anlaşıyorsunuz, diyorsunuz ki, ’23 imza atıldı. Bu bina sağlam ben bu binayı satın alacağım.’ Tek bir imza atıyorsunuz tapudan, ‘bu binayı alıyorum’ diye… Sizin binayı alırken, devletin size verdiği güvence var. 23 imza var. Diyor ki, ‘bu bina sağlamdır, deprem olursa yıkılmaz.’ Siz de vatandaş olarak gidip alıyorsunuz. Sizin hiçbir kusurunuz yok. Hiçbir kabahatiniz yok. O zaman kusur kimdeyse parayı onun ödemesi lazım.

Geliyorum Anayasa’ya yine, Anayasa madde 125 7’nci bent şöyle diyor, ‘İdare, yani devlet kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemek zorundadır.’ Şimdi geldiler buraya, sizden helallik istediler. Öyle helallik olmaz. Helallik şöyle olur, ben bu binaları size hiçbir ücret almadan teslim ettiğimde o zaman helallik isteyeceğim. Şöyle diyeceksiniz, ‘arkadaş ölenleri geri getiremeyiz, eviniz yıkıldı biliyorum. Dükkanınız yıkıldı biliyorum, ahırınız yıkıldı biliyorum ama bütün bunların tamamını ben devlet olarak yapacağım, kusur bendeydi. 23 kişi imza attı bu imzaların hiçbirisi doğru değildi. Ben onlara geri dönüp hesabını soracağım. Ama sizin hiçbir kusurunuz, kabahatiniz yoktu. Siz gittiniz imza attınız ve tapudan aldınız. Ölenleri geri getirmiyorum ama sizin evinizi, sizin dükkanınızı, sizin ahırınızı beş kuruş almadan teslim ediyorum. Şimdi bana hakkınızı helal edin.’ O zaman olur.

Şimdi burası aynı zamanda bir tarım bölgesi, biliyorum Nurdağı’nın çiftçisi var, üreticisi var, hayvancılık yapanı var, diğerleri var. Bütün bunların tamamını değerlendirilmesi lazım değerli arkadaşlarım. Çiftçi hiç merak etmesin, ahırı yıkılan çiftçinin Esnaf Kefaret Kooperatifi’ne, Tarım Kredi Kooperatifi’ne ve bankalara olan kredilerini ve faizlerini tamamen sileceğiz. Depremden zarar gören esnafın ve çiftçinin bankalara olan kredi ve faizli borçların tamamını sileceğiz. Çünkü zaten perişan olmuş vaziyette… Neden sileceğiz? ya adamın dükkanı zaten yıkılmış, alışveriş yapamıyor bu insan, dükkanı başına yıkılmış, yakınlarını kaybetmiş, bankaya ödeyecek parası yok, zaten işi de yok diyorsunuz ki bankaya ‘gel borcunu öde, faiz var faizini öde’ nerede sosyal devlet? Sosyal devlet bu günler için var. Gelecek, ‘hiç merak etme’ diyecek. ‘Senin faizini siliyorum, borcunu siliyorum, zararını ödüyorum yeter ki sen dükkanını alacaksın üreteceksin. Devlet senin yanında.’ diyeceğiz. Böylece devletin devlet olduğu, devletin vatandaşı koruduğu gerçeği ortaya çıkmış olur.

“SİZDEN PARA İSTENDİĞİNDE DAVAYI RAHATLIKLA AÇABİLİRSİNİZ VE DAVAYI DA KAZANIRSINIZ. FAİZİYLE BERABER PARANIZI DA ALABİLİRSİNİZ”

Depremzedelere yapılacak konutlar için söyledim, yıkılan dükkanlar için söyledim, yıkılan ahırlar için söyledim, beş kuruş para almadan 20 taksit, 20 yıl taksit, ya torunu da borçlandırıyorlar. Nasıl alacaksın? Barolarla konuştum, avukatlarla konuştum. Sizden para istendiğinde davayı rahatlıkla açabilirsiniz ve davayı da kazanırsınız. Faiziyle beraber paranızı da alabilirsiniz. Hiç endişe etmeyin. Devlet, yükümlülüğünü yerine getirmek zorundadır. Eğer bir kişinin binası yıkılmamışsa ama güçlendirilmesi gerekiyorsa bankadan sıfır faizli kredi verilecek ona, ‘al kardeşim binanı güçlendir’ diyecek. Onun mimarı, mühendisi bakacak ona, şunu da yapacağız. O 23 imza atanlar vardı ya, ‘bina sağlamdır, bina depreme dayanıklıdır’ diye imza atanlar var ya, devlet olarak onlara döneceğiz ve onlardan bunun hesabını soracağız.

‘Vatandaş bu binayı alırken, bu daireyi alırken, bu dükkanı alırken siz ona mezar sattınız. Daire satmadınız, dükkan satmadınız’ diyeceğiz. Hesabını soracağız. Hesabını soracağız ki bundan sonra bir mühendis imza atarken neye imza attığını bilecek. Nasıl imza attığını da bilecek. Sorumluluğunu da bilecek.

Fabrikaların da büyük bir kısmı elemansızlıktan çalışamıyor veya yeteri kadar çalışamıyor. İnsanlar kentleri terk ettiler. Sadece Hatay’dan Mersin’ giden depremzede sayısı 350 bin hatta 400 bin civarında olduğu söyleniyor. Bunların bir, gelip oy kullanmaları lazım. İki, orada bulunan fabrikaların bir şekliyle çalışması lazım. Giden işçilerin ücretlerinden bu süre içinde belli bir süre, belli bir zaman dilimi içinde asgari 2 yıl için vergi ve sigorta priminin alınmaması lazım. Böylece bunlar dönerken daha iyi bir gelirle dönebilsinler. Daha iyi bir yaşam standardı sağlayabilsinler. Orada daha düşük ücret alacağına deprem bölgesinde daha yüksek bir ücret almalarına imkan vermeliyiz. O zaman bu insanlar bu topraklara yeniden dönüp yeniden çalışmaya başlarlar. Entelektüellerin gidişi var, onların da gelmesi lazım. Doktorunun, mimarının, mühendisinin onların da bir şekliyle buraya gelmesi lazım.

Başka ne yapacağız onu da söyleyeyim, önüne gelen müteahhitlik yapıyor. Müteahhitliği kurala bağlayacağız. Bu işi yapıyor musun, yapmıyor musun? Bir diploması olması lazım bunun, bir ahlakı olması bunun bir erdemi olması lazım bunun. Her önüne gelen müteahhitlik mi yapar ya? Bana daire yapıyor, ev yapıyor ve ben orada yaşayacağım. Benim yaşayacağım evin güzel olması lazım. Depreme dayanıklı olması lazım, yaşanabilir olması lazım. Kurallara uygun olması lazım. Bunun kurallarını getireceğiz, her önüne gelen müteahhitlik yapamayacak.

Müteahhitler için de ‘sosyal sorumluluk sigortası’ getireceğiz. Bakın doktor yanlış ameliyat yaptığı zaman tazminat davası açıyorlar. ‘Yanlış ameliyat yaptı.’ Yanlış bina yapıyor, depreme dayanıksız bina yapıyor kimsenin bir şey yaptığı yok. Onlar da sigortalı olacak, bina da sigortalı olacak bunu müteahhit kendisi ödeyecek ve bir sorumluluk içinde eğer sorumluluğu doğarsa devlet onun payını oradan alacak. Her binanın mutlaka bir kimliği olacak ve depreme dayanıklı binalar olacak. Vatandaş güven içinde gidecek, binasını satın alacak. Afetle ilgili kurumları yeniden yapılandıracağız.

Bakın bir afet oldu, Kızılay’ı aradık bulamadık. AFAD yeteri kadar olmadı. Çadır, insanlar soğuktan öldüler ve insanları enkazın altından çıkaracak kurtarma ekipleri yoktu. Kıbrıs’a gittim. Adıyaman’da çok sayıda çocuk bir otelin altında kaldı ve hayatını kaybetti. Kıbrıs’tan insanlar geldi o insanın başına ama otelin önünde, enkazın önünde enkazı kaldıracak arama kurtarma ekipleri bulamadılar. O ailelerin dramını, anneleri dinleyerek gözyaşları içinde bana nasıl anlattıklarını biliyorum. ‘Evladımızın sesi geliyor ama kurtaramıyoruz, arama kurtarma ekipleri yoktu’ diye… Daha buna benzer çok sayıda acıyı sizler de yaşadınız, bizler de bir şekliyle gördük ve dinledik. Buradan Türkiye’nin bir şekliyle çıkması lazım.

Şunu unutmayın, Türkiye güçlü bir ülkedir. ‘Efendim, bunu yapacağız da para yok.’ E zaten yapılacak. 2 yıl ödemesiz ne demek? Binayı yapıyorum, teslim ediyorum sana demek ki para var. Türkiye zengin ülke, Türkiye’nin kaynakları var. Yeter ki bunları yerli yerinde ve doğru kullanın, halk için kullanın… Sizin için kullanacağız. Halk için kullanacağız. Hiç endişe etmeyin.

“POLİTİKACI GİDİP ZENGİNLEŞİYORSA, BİLİN Kİ MALI GÖTÜRÜYORDUR”

Siyaset yeni bir alana evrilmek zorunda, siyaset artık halkını düşünmek zorunda. Siyasi Ahlak Kanunu’yla bir şekliyle daha nitelikli daha ahlaki bir temele dayanan bir Meclis’in yapısını oluşturmak zorundayız. Bunu yapacağız. Altı lider söz verdik. Millet İttifakı olarak söz verdik, ‘Siyasi Ahlak Kanunu’nu çıkaracağız’ diye… Artık milletvekilleri ihale peşinde onun peşinde bunun peşinde koşmasın. Koşanlar parlamentoda olmasınlar ve parlamentoda olan milletvekilleri halkını, milletini düşünsün. Biz bunu da yapacağız, hiç endişe etmeyin. Ahlak üzerine liyakat üzerine inşa edilen bir sayfa açacağız. Devletin dini adalettir. Adaletin olmadığı devlet çürümeye başlar. İnşallah adaleti de liyakati de bu ülkeye getireceğiz. Herkese saygı duyacağız. Bizim gibi düşünmeyen insanlara da kucak açacağız. Onlar da bizim vatandaşlarımız. Farklı düşünen insanları ötekileştiremeyeceğiz. Farklı düşünen insanları düşman ilan etmeyeceğiz. Tam tersine… Kim neyi düşünüyorsa insanlık için ne kadar yarar varsa herkesi kucaklayacağız. Yeni bir sayfa yeni bir güzellik. Bu ülkede her evladımız hayal ettiğini gerçekleştirsin istiyorum. Her anne kızını, oğlunu üniversiteye gönderirken gözü arkada kalmasın isterim. ‘Hangi yurtta nerede kalacak?’ diye düşünmeyecek. Göreceksiniz, 1 yıl içinde o sorunu da çözeceğiz.

Siyaset zenginleşme aracı değildir. Politikacı gidip zenginleşiyorsa, bilin ki malı götürüyordur. Malı götürmesine izin vermeyeceğim. Nurdağı’ndan söz veriyorum. O 418 milyar doları sizin için alacağım, sizin için toplayacağım, sizin için getireceğim. Diyorlar ki, ‘nasıl alacaksın bu parayı, onlar gittiler.’ Dünyanın neresine giderlere gitsinler o parayı getireceğim ve bu ülkeye getireceğim. Yatırım yapacağım. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını kimseye yedirmeyeceğim. Herkes böyle bilsin.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir